panik atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
panik atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2008 Pazartesi

bir mum, iki mum, extremum

biz türevi ilk kez öğrenirken murat boz' un şarkısıyla çok dalga geçerdik. iyi de oldu dalge geçe geçe öğrendik. bi tane maksimum minumum sorusu kaçırdım mı? hayır, asla ve katta!
kendisine sesleniyorum integral için de bir şarkı yapsın onunla da iki dalga geçelim. gülelim, eğlenelim, öğrenelim. bize bunu çok görmesin.

8 Şubat 2008 Cuma

muzdarip

evet çok muzdarip oldum ben bu lenslerden. kendime uygun lensi hala bulamamaktan şikeyetçiyim. kullandığım her lensin farklı bir özelliği güzel ama asla mükemmele ulaşamadım şimdiye kadar. birgün hiç üşenmeden oturup kendim üreticem o derece bunaldım yani.
aslında ben çok hastayım. kendi yoğun araştırmalarım sonucu anladım ki ileri derecede konjonktivit olmuşum. daha önce de olmuştum ama kendi yöntemlerimle geçirmeyi başarmıştım. dolayısıyla internete girip araştırma yapacak kadar merak etmemiştim adını. hatta bir keresinde tatilde olmuştu da deniz suyunun mucizevi etkisiyle düzelmiştim. fakat şimdi öyle değil. günlerdir yataktayım. yatakta olmadığım vakit sürahi nine gibi gözlüğümün altına peçete sıkıştırıp geziyorum. hayatımda ilk defa ders çalışmak arzusu ile yanıp tutuşuyorum ama gözümü açamıyorum.
doktora gitmeyi cidden istiyorum ama bana 3 gün sonrasına randevu veren doktordan ne hayır gelir çok da kestiremiyorum. şimdilik evde çay kompresleriyle idare ediyorum.
ayrıca araştırmalarıma göre bu hastalık lenf bezlerini de şişiriyormuş. çok güzel bak şimdi nasıl ferahladım anlatamam. zaten 2 yıldır lenf bezlerim yüzünden gitmediğim doktor, yaptırmadığım kan testi kalmadı. güzel ülkemin güzel doktorları önce lenfoma taşhisi koyup; sonra da "turp gibisin bişeyin yok" diyebilecek kadar iç açıcı olduklarından lenf bezlerim ve ben uçurumun ucunda duruyormuş gibi hissediyoruz kendimizi. ha şimdi hatırladım ben doktor olmaktan da bu yüzden vazgeçmiştim zaten. ben kendimi hiçbir doktora emanet edecek kadar güvenmiyorum hem.
bir gözümde arpacık bir gözümde konjonktivitim oturuyoruz işte öyle.

1 Şubat 2008 Cuma

neden acaba?

bu aralar her duyduğumda kulaklarımı çın çın ettiren, tüylerimi diken diken yapan, kemiklerimi tıkırdatan; sevmediğim, sevmeyeceğim bir sözcük var.


MUTABAKAT


bak yine nası sinirlendim ya!

28 Ocak 2008 Pazartesi

sabile

Eller ayır sabile
Yollar ayır sabile
Yıllar ayır sabile
Biz ayrılamayız!

24 Ocak 2008 Perşembe

gece, kar ve test


ben neden bu sene tercih yapmadım diye düşündüm taban puanlarına bakarken. cevabı çok basit ve bir o kadar da trajikomik geldi düşününce.

hayatımda hala söz sahibi olmak istediğim konular olduğunu farkettim. yaşayacağım şehir, okuyacağım okul ve bütün bir ömür boyunca yapacağım meslek. bunların kararını bir çırpıda vermek zor geldi sanırım. hazır değildim bir kere. şimdi hazır mıyım peki? ah bir bilsem...


sabahlayıp ödev yetiştirmeye çalışırken gripin' in üç ve dört şarkılarını tekrar tekrar dinliyorum. neden böyle yapıyorum emin değilim ama kendimi yalnız hissetmiyorum sanırım. sanki gripin'in de ödevi varmış da benimle beraber sabahlıyormuş gibi geliyor. şimdi böyle söyleyince aynı etkiyi yaratmadı tabi ama dinlerken öyle oluyor işte.

hadi tchüs.

22 Ocak 2008 Salı

They tried to make me go to rehab

-başarısızlıklarımın yegane sebebi çalışmıyor olmam. peki çalışmamamın yegane sebebi nedir a dostlar?

- konuların zerre kadar ilgini çekmemesi olabilir mi didem?

-gayet tabi!

söyleyiniz bana; saç telinin kalınlığını ölçen hava kaması adlı şahane eser üzerine mi yüzlerce soru çözeyim yoksa karbonun yaptığı ve benim gözümle görmeksizin beynimde canlandırmaya çalıştığım hibritleşmeler üzerine mi? bir değil iki değil böyle onlarca konu var ve aradaki istisnalar dışında hiçbirinden uzun vadede verim alabileceğimi düşünmüyorum. belki bu söylediklerim parabol öğrenen çocucuğun "bakkala gidince bu bi işimize yaramıycak ama hocaaam" isyanına özdeş ama artık bende de tüm bu saçmalıklara boşuna yoracak nöron kalmadı. öğrendiğimiz herşeyi geçici belleğe alıp, öss' den sonra unutmak üzere programlandık mı biz bunca zaman? nası olsa "akşam gene yatıcam" deyip yatağı toplamamak gibi bir durum belki ama isyanım var işte, anlayınız.

hadi fizik, biyoloji filan yine daha somut daha mantıklı şeyler ama kimya tamamen saçmalık saçması. olasılıklar, varsayımlar ve farklı bakış açıları üzerine kurulmuş bir bilim ya da bize öyle yansıtılıyor. hani ne kadar sevmeye çalışırsam çalışayım sevemiyorum. maddemiz, dünyamız gözüyle bakıyorum olmuyor. "aman tanrım ne kadar mucizeviii" diyorum olmuyor. bu müfredat, bu sistem içimden bütün kimya sevgisini koparıp alıyor.

insan yaptığı şeyleri sever, sevdiği şeyleri de yapar zaten. hani biraz sebat dolu bir insan olsam yapıp severim belki ama artık durumu böylece kabullenmiş durumdayım. içinde kimya olmayan bir bölüm istiyorum ve zaten bulduğum bölüm de aynen öyle. tabi bu bölüme girebilmek için kimya yapabilmem gerekiyor ki bundan hiç bahsetmiyorum.




buyrunuz hava kaması



17 Aralık 2007 Pazartesi

gün 12

bugün sınavdan çıktım kütüphaneye gidip ders çalışmaktı amacım. şaşırtıcı bir şekilde bunun için çok da istekliydim! sonra bir şeyler atıştırdım ve 2 güzel kitap aldım. bütün bunlar bittiğinde ise içimden hiç ders çalışmak gelmediğini farkettim. kendi kendime sinirlenerek eve geldim. ama yarına bitmesi gereken 26 tane test var bugün sabahlarsam ne ala. yoksa muallalar basacak beni...
o değil de esas ben yarın istanbula gidiyorum. ankara'nın istanbula dönüşlerini sevmeyi geçtim ankaranın istanbula gidişlerini sevmeye razı haldeyim. gidip tekrar döneceğini bilmek, bunu kabullenmek ve bu acıyla istanbulda bile mutlu olamamak... durum o derece feci yani.

neyse efendim ben fen-sosyal modülümü bitirmedim daha. içler acısı bir haldeyim. şimdi bir arkadaşım msn' den "canına susamadıysan çık git burdan" çağrısı yaptı. kendimden utandım.

hadi rintintin gidelim buralardan dayanamıyorum...

bu arada dün camper'larıma kavuştum. mutluyum, mesudum.